TEVÂFUKLU KUR’ÂN’IN BASILMASI
Said Nuri Hoca Efendi ve hizmet arkadaşları tarafından Hayrât Vakfı çatısı altında sürdürülen Tevâfuklu Kur’ân’ı baskıya hazırlama çalışmaları Hüsrev Efendi’den sonra yedi sene daha devam etti. Bütün gayretler, Kur’ân’ı ehl-i imana en güzel, en câzib, en sevimli bir şekilde ve Allah lafızları üzerindeki harika tevâfukları en parlak bir sûrette takdim etmek içindi. Tâ ki ecnebîlerin bir asırlık planlarıyla Kur’ân’dan soğutup uzaklaştırmaya çalıştıkları bu millet, yeniden Kur’ân’a büyük bir incizab ve muhabbetle yönelsin, imanlar tazelenip kuvvetlensin. Bu zaman zarfında umum Türkiye çapından Nur Talebeleri’nin destekleri devam etti. Hususan Isparta ve Bursa talebelerinin ve Uşaklı Haydar Şahin gibi pek çok kimselerin, o gün için Hayrât Vakfı’nın bugünkü hâlini görmedikleri halde, vakfın bu günlere gelmesinde sahabeler gibi mühim katkıları oldu. Allahu Teâlâ cümlesinin ve bir nebze de olsa katkıda bulunanların cümlesinin mükâfatlarını mahşer gününde karşılarına çıkarsın. Amin.
1983 yılına gelindiğinde, Kur’ân’ın tamamından evvel bazı cüz ve sûrelerin basılması daha münasip görülerek, ilk olarak baskısı daha zor olacağı düşünülen Amme Cüzü (30. Cüz) basıldı ve müstakil olarak piyasaya sürüldü. Daha sonra Yâsin-i Şerif basıldı. Her ikisi de gayet güzel ve göz alıcı olmuş, büyük beğeni kazanmıştı. Sonra Kur’ân öğrenmeyi kolaylaştıracak yeni bir metotla hazırlanan Elifbâlar baskıya girdi. O da büyük rağbete mazhar olarak piyasada Elifbâ kalitesinin yükselmesine öncülük etti. Daha sonra, Türkiye’nin muhtelif vilâyetlerinden müdakkik hâfızlar Vakıf merkezine davet olundu ve en küçük bir hata bulunmaması için Tevâfuklu Kur’ân-ı Kerîm tekrar tekrar tedkik ettirildi. Sonunda Kur’ân-ı Kerîm tamamen hazır hale gelmişti ve ilk numune baskısı 5 Kasım 1983’te yapıldı.
Titizlikle sürdürülen bu hazırlık baskılarından sonra, 1984 yılının Haziran’a rastlayan Ramazan Ayında İstanbul Hayrât Vakfı Matbaa tesislerinde Tevâfuklu Kur’ân-ı Kerîm nihayet seri olarak tab olunmaya başlandı. Netice harikaydı ve Avrupaî bir baskı kalitesi elde edilmişti. Nur Talebeleri uzun yıllar süren bu büyük ve hayırlı hizmette neticeye ulaşmakla büyük bir sevinç yaşadılar. Zira Üstad Bediüzzaman Hazretleri ile onun hayru’l-halefi olan Hüsrev Efendi’nin yarım asırlık bir rüyalarını gerçekleştirmek onlara nasib olmuştu. Bunu Allahü Teâlâ’nın pek büyük bir lütuf ve ihsanı olarak gördüler. Kendilerine emanet edilen çok şerefli, fakat bir o kadar da mesuliyetli Kur’ânî bir hizmette on sene süren titiz bir çalışmanın ardından muvaffak kılınmışlardı. Aziz Üstad’ın yıllar önce ümid ettiği gibi, bu Kur’ân’daki tevâfukları gören gözler mâşâallah, derk eden kalbler bârekâllah ve sırlarını anlayan akıllar sübhanallah diyordu.
Ehl-i imanın yıllardır beklediği bu Kur’ân-ı Kerîm, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Sultan Ahmed Camii’nde 1984 yılı Haziran’ına denk gelen Ramazan Ayında açtığı İkinci Dînî Yayınlar Fuarı’nda halkın istifadesine sunularak büyük rağbet ve tebriklere mazhar oldu.
Bediüzzaman Hazretleri kırk sene evvelinden bu günleri müjdeleyerek Hüsrev Efendi’ye şöyle seslenmişti:
“Senin yazdığın mucizeli Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın... inşâallah yakında tab’a girmesiyle, Âlem-i İslâm’dan senin ruhuna yağacak rahmet dualarını düşün, Allah’a şükreyle.”[1]
Yine Risale-i Nur’da bu Kur’ân-ı Kerîm hakkında, “Asr-ı saadetten beri böyle hârika bir sûrette mucizeli olarak yazılmasına hiç kimse kâdir olmadığı halde Risale-i Nur’un kahraman bir kâtibi olan Hüsrev’e ‘yaz emri’ buyrulmasıyla, Levh-i Mahfuz’daki yazılan Kur’ân gibi yazılması…”[2] ifadeleriyle onun İslâm Tarihi’ndeki pek mümtaz yerine işaret edilmişti.
Tevâfuklu Kur’ân’ın tab’a girmesiyle artık insanlar, Kur’ân’ın yazılarındaki bir mucizesini gözleriyle görebilme imkânına kavuştular. Yine Bediüzzaman Hazretleri’nin yıllar önce arzu ettiği gibi hatt-ı Kur’ân’a (Kur’ân yazısına) karşı insanlarda yeni bir zevk ve şevk uyandı.
Bundan sonraki yıllarda, Üstad Bediüzzaman ile Hüsrev Efendi’nin yarım asrı aşan gayretlerinin bir mahsulü olan Tevâfuklu Kur’ân’ın yüz binler nüshaları, İstanbul’da basılıp Âlem-i İslâm’a neşredildi. Bu süreç içinde, matbaa ve cild makinelerinin geliştirilmesi için devamlı bir gayret içinde olundu. Matbaa ustalarından Tahsin Türker, Avrupa’daki matbaacılık fuarlarına düzenli olarak gönderilerek sektördeki yeniliklerin takip edilmesi sağlandı. Hususan Allah’ın büyük bir ihsanı olarak, altı ayrı renkle basabilen büyük bir matbaa makinesinin 90’lı yıllarda Avrupa’dan getirtilmesiyle kısa zamanda binlerce nüsha Kur’ân-ı Kerîm basabilecek bir kapasiteye ulaşılmış oldu. Bu makine saatte 12 bin forma (300 Kur’ân-ı Kerîm) basabilecek bir kapasiteye sahip olduğu halde, baskılarda hata bulunması ihtimaline binaen 6-7 bin formadan fazla basılmıyordu. En ufak bir hata bulunsa dijital makineler derhal durdurulup hatanın giderilmesi bekleniyordu. Her bir formadan, baskı başlangıcında alınan ilk nüsha 5-6 musahhih tarafından tamamen okunuyor en ufak bir harf ve hareke hatası olmaksızın basılması için büyük gayret sarf ediliyordu. Hatta kontrol için nüshalar Mushafları Tedkik Heyeti’ne gönderildiğinde onlara, “Lütfen en küçük bir hata görürseniz bildirmekten çekinmeyiniz. Çünkü biz, bu işin Allah indindeki mesuliyetinden çekiniyoruz” denilerek bu konudaki Vakfın hassasiyeti üzerinde duruluyordu.
[1]. Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 273
[2]. Osmanlıca Şuâlar, s. 260
