Saff-ı Evvel Talebeleri

KASTAMONU TALEBELERİ

Bediüzzaman Hazretleri, Kastamonu’da bulunduğu yedi buçuk sene zarfında her türlü baskı ve engellemelere rağmen, Mehmed Feyzi, Çaycı Emin, Hilmi, Tahsin, Taşköprülü Sadık, Nazif Çelebi ve oğlu Selahaddin Çelebi, Hâfız Tevfik, Kâmil gibi bazı yeni isimler Risale-i Nur’a talebe olarak Hazret-i Üstad’ın hizmetine koştular. Zamanla, İnebolu ilçesi de Kastamonu’nun ikinci bir hizmet merkezi haline geldi. Kastamonu ve civarı talebeleri, gerek Risale-i Nurlar’ın yazılıp neşredilmesinde, gerekse Üstad’ın şahsî hizmetlerinin görülmesinde zamanın hassasiyetine rağmen büyük bir cesaret ve fedâkârlıkla hizmet ettiler. Başta Asiye, Ulviye, Lütfiye olarak pek çok çalışkan hanım şâkirdler de talebe olarak Risale-i Nurlar’ı yazmaya başladılar. Bir mektubunda Üstad, Kastamonu hanım talebelerinin gayretlerinden övgüyle şöyle bahseder:

“Hem latif, hem güzel, zarif bir hâdiseyi söyleyeceğim: Bu memlekette Risale-i Nur’a erkeklerden ziyade fedakârâne yapışan ihtiyare hanımlar ve ihtiyare hükmünde mâsume genç hanımlar, eski zaman sırmalı ve yaldızlı gelinlik cihazatının içinde kıymetdâr parçaları Risale-i Nur’un eczalarının cildleri üstüne çekip, bütün risaleler altun yaldız ile cildlemiş gibi bir tarza girdi. Risale-i Nur’un mânen güzelliğine ve Hüsrev ve Tâhirî ve Ali’lerin ve Hasan Âtıf ve Âsım gibi kardeşlerimizin yaldızlı yazılarının cemaline, cildi üstünde de şirin bir güzellik daha ilâve ettiler. Hâfız Ali’nin mektubunda yazdığı Ümmühan ve Şâhide değerinde, burada Risale-i Nur’a bütün kuvvetiyle çalışan çok hemşirelerimiz var. Meselâ Asiye, Sâniye, Ulviye, Lütfiye, Aliye gibi Risale-i Nur’un şâkirdleri, oradaki hemşirelerine ve kardeşlerine selam ve dua ediyorlar.”[1]

Kastamonu’nun pek çok kahraman talebelerini temsilen Lâhika mektublarında ismi çok geçen talebelerden üçü hakkında bazı kısa malumat şöyledir:

Mehmed Feyzi Pamukçu

1912 yılında Kastamonu’da dünyaya gelmiştir. İlme karşı son derece müştak olan bu zat, yıllardır aramakta olduğu “Hakiki Üstad”a Bediüzzaman’ın Kastamonu’ya gelişinden iki sene sonra 1938 yılında kavuşur. Eline geçen 32. Söz Risalesi’ndeki derin imanî hakikatlerin mütalaasının ardından Üstad’a talebe olmaya karar verir. Hazret-i Üstad’ın Kastamonu’da bulunduğu yıllarda ekser vakitlerde yanında bulunarak kâtipliğini yapmıştır. O devirde yazılan pek çok risale ve mektublar onun kalemiyle neşredilmiştir.

Hizmetteki gayret ve ihlâsı sebebiyle, kendisini kıymetdâr talebesi Hüsrev Efendi’ye benzeten Hazret-i Üstad onun hakkında, “Buranın bir Hüsrev’i olacak derecede ihlas ve irtibat ve iktidarı gösteren Küçük Hüsrev Mehmed Feyzi isminde Risaletü’n-Nur’un çalışkan bir talebesi[2] gibi tabirlerle iltifatlarda bulunmuştur.

Mehmed Feyzi Efendi’nin Kastamonu Lâhikası’na girmiş pek çok mektubları vardır. Onlardan birisinde, Bediüzzaman Hazretleri’nin daima numune olarak gösterdiği Isparta Talebeleri hakkındaki muhabbet ve tevazuunu şu ifadelerle gösterir:

Biz bu memleket talebeleri, Isparta Kahramanları’nın küçük kardeşleri, belki onların talebeleriyiz. Dersi, hizmeti ve ciddiyeti onlardan alıyoruz. Her birisi, bizim için birer üstaddır. Onların ellerinden öper, arz-ı hürmet ederiz. Cenab-ı Hak, o kahramanlardan ebeden razı olsun. Âmîn.[3]

Mehmed Feyzi Efendi’nin Bediüzzaman’a ve Risale-i Nur’a yaptığı sadakatli hizmetleri Hazret-i Üstad ile birlikte Denizli ve Afyon Hapislerinde yatmasına sebeb olmuştur. Afyon Hapsi Müdafaası’nda Üstad’ına karşı olan hissiyatını şu satırlarla ifade eder:

Füyuzat-ı ilmiyesiyle ve yüz otuza varan âsâr-ı kudsiyesinin hakaikiyle beni ilim ve iman yolunda terakki ettiren bu mümtaz allâme-i zamana sonsuz bir varlıkla hürmetim vardır. Bu hürmetim ebede kadar inşâallah gidecektir.[4]

Mehmed Feyzi Efendi, 1990 yılında 78 yaşında vefat edip ebedî âleme göç etmiştir. Rahmetullahi aleyh.

Ahmed Nazif Çelebi

Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde 1893 yılında dünyaya gelmiştir. Üstad’ı ilk olarak 1910 yılında, deniz yoluyla İnebolu üzerinden Trabzon’a seyahati sırasında uğradığı İnebolu’da on yedi yaşındayken görür. Çarşıda kalabalık içinde Üstad’ın mütebessim simasıyla karşılaşır ve selamını alır. O günden sonra kalbinden hiç çıkmadığını söylediği Hazret-i Üstad’a 28 sene sonra 1938 yılında Kastamonu’da tekrar kavuşur.         

Nazif Efendi’nin Bediüzzaman’a karşı çok evvelden başlayan muhabbeti ve ileride onun Üstad’a talebe olmasıyla neticelenen bu hayat macerasını anlattığı mektubuna Hazret-i Üstad şu haşiyeyi yazar:

“Evet, bazı ehl-i velâyetin, ileride talebesi olacak zatlar(ı) daha dünyaya gelmeden, hiss-i kabl-el vukuun inkişafıyla kerâmetkârâne keşfettikleri gibi; Risale-i Nur’un talebelerinin mühimlerinden birkaç zat dahi, çok zaman evvel, bir hiss-i kabl-el vuku ile ileride Said ile alâkadar bir sûrette bir Nur’a hizmet edeceğini hissetmişler. İşte, onların birisi de Nazif’tir.”[5]

Yıllardır adeta yolunu gözlediği Üstad’ına kavuştuktan sonra Ahmed Nazif Efendi büyük bir hararetle risaleleri yazmaya başlar. Kırklı yıllara gelindiğinde ise bir teksir makinesi temin ederek, Zülfikar ve Asâyı Musa gibi Risale-i Nur mecmualarını Kur’ân yazısı ile biner aded teksir etmeye başlar. Oğlu Selahaddin ile birlikte fevkalâde bir neşir faaliyetine girişirler. Bu hizmetleri sebebiyle Bediüzzaman Hazretleri’nin şu şekilde pek çok iltifatlarına mazhar olur:

“Bu havalide, hakikaten ümidimin fevkinde, Risale-i Nur Talebeleri’nden iki kahraman yetiştiler. Baba, oğul; Ahmed Nazif, Selahaddin. Bu iki zat Risale-i Nur’un neşrinde iki yüz adam kadar çalıştıklarını görüyoruz.”[6]

“Kahraman Nazif’in ve hakikaten Nazif ruhunda ve sadakatında kendi arkadaşlarının makine ile vesair cihette Nur’a hizmetleri, bu memleketi cidden minnetdar edecek bir vaziyettedirler. Cenab-ı Hak onları muvaffak eylesin. Âmîn. Hususan makinelerinin mahsulâtı hem ziynetli, hem açık, hem sıhhatli olmasından, büyük bir muvaffakıyettir.”[7]

“Nazif’e bin bârekâllah, bin mâşâallah. İkinci bir Hüsrev, İnebolu ikinci bir Isparta olduğunu ispat ediyor.”[8]

Ahmed Nazif Çelebi, bu yoğun neşir hizmetlerinden dolayı Denizli ve Afyon’da Üstad’la birlikte hapis yatar. 1964 yılında hizmetle dolu bir hayatın ardından hakkın rahmetine kavuşur. Allah rahmet eylesin.

Çaycı Emin

Aslen Vanlı olup Üstad gibi doğudan batıya sürülenlerdendir. Kastamonu Nasrullah Camii’nde çaycılık yaparak geçimini temin ediyordu. Üstad’la ilk defa 1936 yılında bu caminin şadırvanında tanışır. Kısa bir zamanda büyük bir sadakatle Bediüzzaman’a bağlanır ve onun şahsî hizmetlerini görmeye başlar. Kastamonu Lâhikası’nda isminin geçtiği pek çok mektub bulunmaktadır. Hazret-i Üstad sadakatle hizmeti sebebiyle onu Ispartalı sadık talebesi Süleyman Rüşdü yerinde görerek kendisine, “Kastamonu’nun Süleyman Rüşdü’sü olan Çaycı Emin” iltifatında bulunmuştur.

Emin Efendi 1944 yılında Üstad’la beraber Denizli’de hapis yatmıştır. Üstad  Hazretleri’ne yaptığı hizmetleri de kısmen içine alan Denizli’deki müdafaasında şöyle demiştir:

“On sekiz seneden beri Kastamonu’dayım. Dokuz nüfus âile efradımın nafakasını kahvecilikle temine uğraşıyorum. Bundan altı sene evvel bir gün polis kısm-ı siyâsî komiseri beni çağırdı: “İşin olmadığı zamanlar polis dairesi karşısında misafir Bedîüzzaman Hoca Efendi’nin ara sıra hizmetine bakıver” dedi. Karakola da emir verdi. Aynı zamanda belediye tarafından Bediüzzaman’a tahsîs edilen ayda üç lirayı almak için merkez marifetiyle mutemed tayin edildim. Hizmetinde bulunduğumdan tevkifime kadar kendisinden ne tarikat ve ne de cemiyet diye bir şey duymadım. Yanında üç beş kişi gibi hiçbir toplantı görmedim ve duymadım. Hatta sabahtan öğleye kadar kapısı kilitli bulunurdu. Kimse ile görüşüp konuşmazdı. Öğleden ikindiye kadar lâzım gelen hizmetini yapardım. Tekrar kapısını kapatırdı. Ertesi gün öğleye kadar aynı şekilde kimseyi kabul etmezdi. Bu arz ettiğim hakikati, Kastamonu halkından sorabilirsiniz. Ben bugün bunları söylemezsem, yarın Cenâb-ı Hak büyük mahkemede heybet ve azametiyle benden soracaktır.

On dokuz gün mütemâdiyen tehdîd ve tazyîk ile ifademizi aldılar. Evim arandığında iki Kur’ân-ı Kerîm’den başka bir şey çıkmamıştır. Ne yeni ve ne de eski yazıları okuyup yazmam yoktur. Türk milletinin nâmuslu bir ferdiyim. Türküm, İranlı değilim. Babamla kardeşimin Türk ordusunda şehîd olduklarını ispat edebilirim. Binâenaleyh, mağduriyetimi mûcib olan mevkūfiyetimin kaldırılmasını dilerim. On dokuz gün polisin hakkımızda yaptığı çok ince tahkîkât neticesinde bir-iki ziyaretçiden ve bir hizmetçiden başka alâkadâr şahısların bulunmadığı, böyle bir cemiyetin olmadığına hiç şüphesiz büyük bir delildir.”[9]

Denizli Hapsi’nden tahliyesinden sonra bir süre daha Kastamonu’da ikamet eden Çaycı Emin Efendi, daha sonra memleketi Van’a dönmüştür. 1967 yılında geçirdiği bir trafik kazasında vefat ederek Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.



[1]. Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 200

[2]. Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 67

[3]. Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 165

[4]. Osmanlıca Afyon Müdafaanâmesi

[5]. Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 45

[6]. Osmanlıca Kastamonu Lâhikası, s. 258

[7]. Emirdağ Lâhikası-1, s. 187

[8]. Osmanlıca Kastamonu Lâhikası-2, s. 37

[9]. Osmanlıca Şuâlar, s. 352

Diğer Yazılarımız

Hazırlamış olduğumuz diğer içeriklere de göz atın.

Saff-ı Evvel Talebeleri

NUR POSTACILARI

NUR POSTACILARIRisale-i Nur’un hizmet tarihi pek çok çile ve kahramanlık hikâyeleriyle doludur. Her türlü baskı ve tehdide, hapis ve zulme

Saff-ı Evvel Talebeleri

BİN KALEMLİ SAV KÖYÜ KAHRAMANLARI

BİN KALEMLİ SAV KÖYÜ KAHRAMANLARISaid Nursî Hazretleri’nin Isparta’da kaldığı devrin sonlarına doğru Nur Risaleleri Isparta merkezinden başka, pek çok köylere