Bediüzzaman Hazretleri'nin Saff-ı Evvel Talebeleri

BARLA SIDDIKLARI

Barla halkından Bediüzzaman Hazretleri’ne sahip çıkıp hizmet eden pek çok talebeleri olmuştur. Bunlardan Muhacir Hâfız Ahmed, Abdullah Çavuş, Mustafa Çavuş ve Şem’i Efendi gibi Hazret-i Üstad’a sahip çıkıp hizmetlerini gören kimseler yanında, hayatî bir dönemde Risale-i Nur’un te’lif ve neşrinde güzel yazılarıyla çok kıymetdâr hizmetleri geçenler de olmuştur. Şimdi, o çok lüzumlu vakitte kalemleriyle Risale-i Nur’a hizmet eden Barla Sıddıkları’ndan bir kısmının hizmet hayatlarına kısaca bir göz atalım.

Sıddık Süleyman (1898 - 1965)

1898’de Barla’da doğan Sıddık Süleyman Efendi, Hazret-i Üstad’a sekiz seneye yakın bilfiil hizmet etti. ‘Cennet Bahsi’ olarak bilinen Yirmi Sekizinci Söz, Sıddık Süleyman’ın dere bahçesinde iki saat zarfında yazıldı ve orası o günden sonra ‘Cennet Bahçesi’ olarak anıldı. Hazret-i Üstad şiddetli sadakati sebebiyle ona “Sıddık” namını vermiş ve sadakati ile ilgili olarak şunları söylemişti: “Süleyman, benim her hususî işimi ve kitabetimi (yazma işimi) kemal-i şevk ile minnet etmeyerek, mukabilinde bir şey kabul etmeyerek, kemal-i sadakatla yapmış. Hatta o derece hizmeti safî ve hâlis, Lillah için yapıyordu; belki yüz defadan ziyade arzu ettiğim dakikada, ümid edilmediği bir tarzda geliyor; fesübhanallah diyordum ‘Benim arzu-yu kalbimi, bu işitiyor mu?’ Anladım ki o istihdam olunuyor, sadakatının kerâmetidir.”[1] Yıllar sonra Üstad Kastamonu’dayken, “Ben ölünceye kadar, onun sadâkati ve selamet-i kalbini, bana ve Risale-i Nur’a hâlisâne hizmetini unutamıyorum” diyerek kendisinden vefayla bahs ettiği Sıddık Süleyman Efendi, 1965 yılında vefât etmiştir.

Şamlı Hâfız Tevfik (1887 - 1965)

1887’de İstanbul’da dünyaya geldi. Kendisine ‘Şamlı’ denilmesinin sebebi, subay olan Babası Veli Bey’le beraber yirmi yıl Şam’da kalmış olmasıdır. 1911 yılında Bediüzzaman Hazretleri’nin Şam Emeviye Camii’nde okuduğu meşhur hutbesini babasıyla birlikte dinlemişti. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’dan göçerek, annesinin köyü olan Barla’ya yerleşmişlerdi. Yıllar sonra Hazret-i Üstad’ın Barla’ya gelmesi üzerine, kendisine talebe oldu. İyi bir hattat olan bu zatın, ihtiyacın şiddetli olduğu bir zamanda, güzel yazısıyla, yeni yazılmaya başlanan risalelerin te’lifinde ve çoğaltılmasında büyük hizmetleri oldu. Tevâfuklu Kur’ân-ı Kerîm yazma hizmetinde vazife alanlardandı. Elli iki sahifelik 32. Söz’ü bir gecede yazması üzerine Hazret-i Üst’âd’ın, Kardeşim, Allah bana cenneti nasib ederse, seni almadan cennete girmem” şeklinde büyük iltifatlarına mazhar oldu. 1935 Eskişehir ve 1943 Denizli hapislerinde Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte hapis yatan Şamlı Hâfız Tevfik Efendi 1965 senesinde vefât etti.

Hâfız Hâlid (1891 - 1946)

1891 yılında Barla’da dünyaya gelmiştir. Medrese mezunu olan Hâfız Hâlid Efendi, Risale-i Nur’un te’lifi esnasında Hazret-i Üstad’a kâtiplik yaparak hizmet edenlerdendir. Barla Pazar Camii’nde fahri imamlık yapardı. 17. Mektub “Çocuk Tâziyenamesi” adlı risale, Hâfız Hâlid Efendi’nin sekiz yaşındaki oğlunun vefatı münasebetiyle yazılmıştır. Hazret-i Üstad’ın, “Risale-i Nur’un tesvidinde çok hizmeti sebkat eden temiz kalbli, ihlaslı, güzel bir hâfız, müdakkik bir hoca olan Hâfız Hâlid…”[2] gibi iltifatlarına mazhar olmuştur. 1946 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.

Muallim Ahmed Galib Bey (1900 - 1939)

Isparta’nın Yalvaç kazasında dünyaya gelmiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin Barla’da bulunduğu yıllarda orada öğretmenlik yapmaktaydı. Hat sanatına âşina olan Galib Bey’in güzel yazısıyla yeni yazılan risalelerin temize çekilmesinde kıymetli hizmetleri olmuştur. Hazret-i Üstad onun güzel yazısından nasıl istifade ettiğini, “Galib Bey’in iki eli var; sağ elini bana vermiş, benim hesabıma yazıyor, sol eli de kendine kalmış[3] diyerek latifeli bir üslubla ifade etmiştir. Türkçe, Arabca ve Farsça olarak yazdığı Risale-i Nur’u medheden bazı güzel şiirlerini Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’a almıştır. 1939 yılında memleketi Yalvaç’ta bir kaza kurşunu ile yaralanarak, Konya’da kaldırıldığı hastahanede vefat etmiştir.

Muhâcir Hâfız Ahmed (1880 - 1946)

Barla eşrâfındandır. Hazret-i Üstad’ı, Barla’yı ilk teşriflerinde bir hafta kadar evinde misâfir etti ve sekiz sene bilfiil âilesiyle beraber Üstad’a hizmet etti. Hazret-i Üstad’ın medresesinin bitişiğindeki Yokuşbaşı Mescidi’nin imamı idi. Bediüzzaman Hazretleri onu ve onun gibi sadakatle hizmetinde bulunan Sıddık Süleyman ve Mustafa Çavuş’u bir mektubunda şu ifadelerle tahsin etmiştir:

“Bu köy namına Cenab-ı Hak onu ve Mustafa Çavuş’u ve Muhacir Hâfız Ahmed’i ve Abdullah Çavuş’u bana ihsan etti. Ben de Cenab-ı Hakk’a şükrediyorum. Bunlar bana yüzer dost kadar kıymetdâr göründüler, vatanımı bana unutturdular. Gurbet ve misafirlik elemini bana çektirmediler. Bunların yüzünden ben, bu köyün hayatta ve vefat edenleriyle alâkadar olup; onlara her zaman dua ediyorum.” [4] 

Muhacir Hâfız Ahmed 1946’da vefât etmiştir. Vefât haberini Şamlı Hâfız Tevfik’den alan Hazret-i Üstad ona şöyle dua etti: “Binler rahmet onun ruhuna insin. Âmîn! Kabri de hanesi gibi Kur’ân ve Nur’un bir menzili olsun. Âmîn! Şüphem kalmadı ki; bu zahir sadakat kerâmeti, Nurcuların imanla kabre gireceklerini ispat ediyor ve hüsn-ü hâtimeye mazhardırlar. Benim tarafımdan onun akrabasını tâziye ediniz ve ben bütün dualarımda onu hissedar ediyorum diye tebliğ ediniz.”[5] 



[1]. Osmanlıca Barla Lâhikası, s. 168

[2]. Osmanlıca Barla Lâhikası, s. 231

[3]. Osmanlıca Barla Lâhikası, s. 342

[4]. Osmanlıca Barla Lâhikası, s. 167

[5]. Emirdağ Lâhikası-1, s. 169

Diğer Yazılarımız

Hazırlamış olduğumuz diğer içeriklere de göz atın.

Bediüzzaman Hazretleri'nin Saff-ı Evvel Talebeleri

KASTAMONU TALEBELERİ

KASTAMONU TALEBELERİBediüzzaman Hazretleri, Kastamonu’da bulunduğu yedi buçuk sene zarfında her türlü baskı ve engellemelere rağmen, Mehmed Feyzi, Çaycı Emin, Hilmi,

Bediüzzaman Hazretleri'nin Saff-ı Evvel Talebeleri

NUR POSTACILARI

NUR POSTACILARIRisale-i Nur’un hizmet tarihi pek çok çile ve kahramanlık hikâyeleriyle doludur. Her türlü baskı ve tehdide, hapis ve zulme