
Aziz Üstad’ın Son Yolculuğu
Emirdağ’dan Isparta’ya dönüşünde gayet hasta bir halde, ikindi vaktinde, kaldığı eve son kez çıkan Bediüzzaman Hazretleri, gece yarısı ateşler içerisinde uyurken bir ara gözlerini açıp talebelerine, “Arabayı hazırlayın Urfa’ya gideceğiz!” der. Sabah olduğunda hizmetini gören üç talebesiyle birlikte 20 Mart 1960 günü saat dokuzda Isparta’dan ayrılır. Bir rivayete göre, rüyasında kendisini Urfa’ya çağıran İbrahim Aleyhisselam’ın dâvetine icabet etmek için[1] yağmurlu bir havada, son menzili olan Urfa’ya doğru hareket ederler.
Üstad’ın Isparta’dan ayrıldığını öğrenen devrin idarecileri tedirgin olmuşlar, nereye gittiğini bilmek istiyorlardı. Bu sebeple emniyet, her tarafta onu aramaya başladı. Üstad ise, arabasını tanımamaları için plakasını çamurla sıvattırdı. Yağan şiddetli yağmurun da yardımıyla bütün güvenlik ve arama noktalarını aşarak Konya’ya ulaştılar.
Tam Konya’ya girerlerken, bardaktan boşanırcasına rahmet yüklü bereketin sağanağı göz gözü görmez etti. Bu rahmet tecellisi içinde, bütün kontrol noktalarının devre dışı kaldığı bir inayetle, Konya’dan da selametle geçtiler.
Daha sonra Adana’dan da geçerek 21 Mart Pazartesi günü sabahın erken saatlerinde Gaziantep’e girdiler. O günlerde hemen bütün Anadolu’da olduğu gibi, Gaziantep’te de çamur yağıyordu. “Ehl-i imanın vefatıyla semavat ve arz ağlarlar” sırrınca, adeta gökyüzü aziz Üstad’ın dünyaya vedasına ağlıyor, gözyaşları döküyordu.
Nihayet son durak olan Urfa’ya, 21 Mart Pazartesi günü öğleye doğru ulaşarak İpek Palas Oteline yerleştiler. Bediüzzaman’ın Urfa’ya geldiğini işiten binlerce Urfalı, büyük bir heyecanla otele akın etti. Üstad çok hasta olmasına rağmen hiç kimseyi geri çevirmedi. Önceleri, hastalandığı zaman ziyaretçi kabul etmediği halde, Urfa’da kim gelmişse hemen içeri aldırdı ve görüştü. Odasının önünde kuyruk oluşturup sıra ile Üstad’ı ziyaret eden yüzlerce Urfalı, Üstad’ın elini öpüp, duasını aldılar.
Geldiklerinden bir gün sonra 22 Mart 1960 Salı günü otelin etrafı polisler tarafından sarıldı. Emniyet amiri otele bizzat gelerek: “İçişleri Bakanı Namık Gedik’in emri var. Derhal Isparta’ya dönmeniz lâzım!” dedi. Ölüm döşeğinde hayatının son demlerini yaşamakta olan aziz Üstad: “Garip!... Ben buraya gitmeye gelmedim. Ben belki de öleceğim. Siz benim suyumu hazırlamakla mükellefsiniz. Gidiniz amirinize bildiriniz” diye ona karşılık verdi.
Diğer taraftan İçişleri Bakanı Namık Gedik, telefonla Urfa’yı arayarak Emniyet Müdürü’ne bağırır çağırır; Bediüzzaman’ın hemen Urfa’dan çıkarılmasını ister. Uygun araba yok diyen müdüre: “Başka araba yoksa bir çöp arabasına atın gönderin” der. Bu söz Üstad’ın kulağına gidince, Üstad: “O kendi akıbetini söylemiş” der.[2]
Bu esnada Üstad’ın Urfa’dan çıkarılmaya çalışıldığını duyan Urfalılar buna engel olmak için otelin önünde toplanırlar. O gün, Üstad’ın Urfa’dan çıkarılmasını engellemek için Ankara’ya yüzlerce telgraf çekilir.
Durumu haber alan Demokrat Parti İl Başkanı Mehmed Hatipoğlu öfkeyle emniyete koşar ve emniyet müdürüne sert bir üslup ile: “Eğer Bediüzzaman Hazretleri’ni buradan bir yere çıkarırsanız, karşınızda beni bulursunuz. Bir kılına halel gelmeyeceği gibi, buradan bir adım bile attıramazsınız. Bu bizim misafirimizdir” der. Emniyet Müdürü: “Efendim! Ankara’dan gelen emir çok şiddetli ve kat’idir. Derhal dönmesi icab eder” deyince, hiddetlenen Hatipoğlu, tabancasını masaya koyar ve: “Beni öldürmeden bu muhterem zatı buradan çıkartamazsınız. Burası gâvuristan mıdır ki, bizim bir Allah misafirimiz buradan zorla çıkartılmak isteniyor?” der.
[1]. Urfa İpek Palas Oteli’nin sahibi Mahmut Erbaş, oteline gelen Üstad’ı odasında ziyareti esnasında, “Niçin bu hasta halinizle buralara kadar geldiniz?” diye sorması üzerine Üstad’ın: “Oğlum ben İbrahim (as)’ı rüyamda gördüm. Beni Urfa’ya çağırdı. Belki buraya ölmeye geldim” dediğini bildirmektedir. Mufassal Tarihçe-i Hayat, c. 3, s. 2149. Malum olduğu üzere Urfa İbrahim (as)’ın bulunduğu şehirlerden biridir ve bir rivayete göre Urfa’da dünyaya gelmiştir.
[2]. Bediüzzaman Hazretleri’nin Namık Gedik’in akıbeti hakkında verdiği bu kerâmetli haber iki ay sonra aynen gerçekleşmiştir. Şöyle ki: Üstad’ın vefatından iki ay sonra meydana gelen 27 Mayıs 1960 askerî darbesi sırasında tutuklananlar arasında İçişleri Bakanı Namık Gedik de vardır. İçine düştüğü bu sıkıntılı durumdan bunalıma girerek tutuklu kaldığı binanın penceresinden atlayıp intihar eder. Yardım için yanına koşan insanlar, oradan geçmekte olan bir çöp kamyonunu durdurarak onunla kendisini hastahaneye yetiştirmeye çalışırlarken yolda ölür.