HayatıEski Said’den Yeni Said’e Geçiş

Eski Said’den Yeni Said’e Geçiş

Bediüzzaman Hazretleri hayatını iki döneme ayırır. Ömrünün ilk 44 senesini “Eski Said” ve geri kalan 39 senesini ise “Yeni Said” olarak isimlendirir. Eski Said devrinde; toplum hayatına aktif bir şekilde katılan, siyasete giren, gazetelerde ilmî ve siyasî konularda makaleler yazan gayet hareketli ve meşhur bir İslâm âlimidir. Bu devri kendisi şöyle hulâsa eder:

“Bitlis vilâyetine tâbi Nurs Köyü’nde doğan ben, talebe hayatımda rastgelen âlimlerle mücâdele ederek, ilmî münakaşalarla karşıma çıkanları inâyet-i ilâhiye ile mağlûp ede ede İstanbul’a kadar geldim. İstanbul’da bu âfetli şöhret içinde mücadele ederek, nihayet rakiplerimin ifsadatıyla, merhum Sultan Hamid’in emriyle tımarhaneye kadar sürüklendim. Hürriyet ilânıyla ve 31 Mart Vak’asındaki hizmetlerimle İttihad ve Terakki Hükümetinin nazar-ı dikkatini celb ettim. Camiü’l-Ezher gibi, “Medresetüzzehrâ” namında bir İslâm üniversitesinin Van’da açılması teklifiyle karşılaştım. Hatta temelini attım. Birinci Harbin patlamasıyla talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirak ettim. Kafkas cephesinde, Bitlis’te esir düştüm. Esâretten kurtularak İstanbul’a geldim. Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyeye âzâ oldum. Mütareke zamanında, istilâ kuvvetlerine karşı bütün mevcudiyetimle İstanbul’da çalıştım. Millî Hükümetin galibiyeti üzerine, yaptığım hizmetler Ankara Hükümetince takdir edilerek Van’da üniversite açmak teklifi tekrarlandı.”[1]

Yeni Said devrinde ise, tam aksine, toplum hayatından çekilen, şöhretten uzak duran, siyaseti ve gazete okumayı terk eden, fakat bu arada yazdığı eserlerle perde altından insanların imanını kurtarmaya çalışan, ilmiyle küfre karşı mânen cihad eden büyük bir mânevî mücahid olarak karşımıza çıkar. Yine aynı yerde bu devri şöyle hulâsa eder:

“Buraya kadar geçen hayatım bir vatanperverlik hali idi. Siyaset yoluyla dine hizmet hissini taşıyordum. Fakat bu andan itibaren dünyadan tamamen yüz çevirdim ve kendi ıstılahıma göre “Eski Said”i gömdüm. Büsbütün âhiret ehli “Yeni Said” olarak dünyadan elimi çektim. Tam bir inziva ile bir zaman İstanbul’un Yûşâ Tepesine çekildim. Daha sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara kapandım. Ruhî ve vicdanî hazzımla baş başa kaldım. ‘Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase’ yani, ‘Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım’ düsturuyla kendi ruhî âlemime daldım. Ve Kur’ân-ı Azîmüşşânın tetkik ve mütalaasıyla vakit geçirerek ‘Yeni Said’ olarak yaşamaya başladım. Fakat kaderin cilveleri, beni menfî olarak muhtelif yerlerde bulundurdu. Bu esnada Kur’ân-ı Kerîm’in feyzinden kalbime doğan füyuzatı yanımdaki kimselere yazdırarak birtakım risaleler vücuda geldi. Bu risalelerin heyet-i mecmuasına “Risale-i Nur” ismini verdim.”[2]

Hz. Üstad’ın Yeni Said’e geçiş süreci, Rusya’daki esaretinde başlayıp 1918’de İstanbul’a geldiği yıllarda devam eden birkaç yıllık bir zaman dilimidir. Bununla birlikte, bu geçişin tam olarak hangi tarihte tamamlandığına dair Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin kendi beyanları vardır. Şimdi Hz. Üstad’ın kendi ifadelerinden bu geçiş sürecini takib edeceğiz.



[1]. Şuâlar -2, s. 530

[2]. Osmanlıca Şuâlar, s. 531