
Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’da
Bediüzzaman Hazretleri, doğudaki on beş senelik medrese hocalığı sırasında bu zamanın yeni bir medrese eğitim sistemine ihtiyacı olduğuna kanaat getirerek Medresetüzzehrâ isimli yeni bir İslâm üniversitesi projesi hazırlamıştı. Bu projeyi padişaha takdim edip anlatmak ve destek almak, hem de doğuda yapılan ilmî çalışmalara dikkatleri çekmek üzere 1907 yılının sonlarına doğru İstanbul’a gitti. O dönemde İstanbul’da İctihat Kütüphanesi sahibi olan Ahmed Ramiz Efendi Üstad’ın İstanbul’a gelişini şöyle anlatır:
“1323 (1907) senesi zarfında idi ki, şarkın yalçın, sarp, demir dağlarının ötesinde güneş gibi doğmuş Said Nursî isminde yaradılış nâdirlerinden sayılan ateşparçası bir zekânın İstanbul ufuklarında görüldüğü haberi etrafa aksetmişti. ...
Hazret-i Said, ‘Ben memleketimde mekteb-medrese açtırmak üzere geldim, başka bir dileğim yoktur. Bunu isterim, başka bir şey istemem’ diyordu.”[1]
Bediüzzaman Hazretleri, İstanbul’a gelirken o dönemde Bitlis Vâliliğine getirilmiş olan Tâhir Paşa’nın Üstadla alâkalı Halife Abdülhamid Han’a yazdığı mektubu da beraberinde getirmişti. Bu mektubta Tâhir Paşa, Bediüzzaman’ın doğu âlimleri içerisinde zekâsının harikalığıyla meşhur olduğunu, o havalide ilim noktasında birçok müşkili halleden bir merci olduğunu, padişaha sadık ve halis duacı olduğunu, o zamana kadar saraya giden Kürt âlimleri içerisinde hem güzel ahlak noktasında hem halifeye sadakat noktasında hem de ibadet cihetinde en ileri olduğunu padişaha arz ediyordu.
[1]. Divân-ı Harb-i Örfî, s. 5